Atatürk Milli ekonominin temeli ziraattir.

Türkiye'nin Tarım Arazileri Daralıyor

Ülkemizin en değerli varlıklarından biri olan tarım topraklarımız yıldan yıla adeta erimektedir.

Resmi rakamlara göre ülkemizde 2010 yılı itibariyle 24 milyon 294 bin hektar tarım alanı bulunuyor.

10 yıl önce bu rakam 27 milyon 856 bin hektar idi. Yani 20 yıllık bir süre içinde 3.5 milyon hektar tarım arazisi kaybettik.

O tarihte bu toprakların 18.8 milyon hektarı ekiliyordu. 20 yıl sonra ekili topraklarımızın miktarı 16.2 milyon hektara gerilemiş bulunuyor.

1990 yılında nadasa bırakılan yani dinlendirme amacıyla ekilmeyen topraklarımızın miktarı 5.3 milyon hektardı.

2010 yılında bu rakam 4.3 milyon hektara geriledi. Yani tarım teknolojisi ve gübre kullanımındaki artışa bağlı olarak ‘dinlendirilen’ toprak miktarında bir azalma söz konusu; bu olumlu bir gelişme.

Bilindiği gibi 2005 yılında bir Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Yasası çıkarıldı. Beklentimiz yasanın tarım arazilerinin korunmasına olumlu katkıda bulunmasıydı. Ancak rakamlar gösteriyor ki, bu yasa da soruna çare olabilmiş değil.

Nitekim, 2001-2010 yılları arasında amaç dışı kullanıma izin verilen tarım toprağı miktarına baktığımızda şöyle bir tablo ile karşılaşıyoruz:

2001 ile Toprak Koruma Yasasının çıktığı 2005 yılı arasında amaç dışı kullanıma izin verilen tarım toprağı miktarı, 424 bin hektarı doğrudan 13 bin 908 hektarı ‘irtifak hakkı’ olarak toplam 438 bin 902 hektar.

2005 yılı ile 2010 yılları arasında 402 bin 13 hektar doğrudan 82 bin 417 hektar irtifak hakkı olarak toplam 484 bin 430 hektar. Yani bir azalma değil, artış söz konusu. Ancak burada şu hususu da belirtmekte yarar var. Oran olarak 2009 ve 2010 yıllarında amaç dışı kullanıma izin verilen toprakların miktarında önemli bir azalma var. Bu da öyle görünüyor ki, ilk yıllardaki büyük artış yasanın çıkmasını izleyen dönemde fiilen tarım dışı kullanılan ama yasal olarak tarım toprağı olarak görülen toprakların tarım toprağı statüsünden çıkarılarak fiili işgalin yasal sahipliğe dönüşmesinden kaynaklanıyor. Daha sonra bu oran azalıyor.

Tarım topraklarımız açısından bir başka önemli sorun da yabancılara satış konusu…

Bildiğiniz gibi Geçtiğimiz aylarda bu konuda çıkarılan bir diğer yasa ile  yabancı özel veya tüzel kişilere satılabilecek tarım arazisi miktarı 2.5 hektardan 30 hektara çıkarıldı. Bakanlar Kurulunun bu rakamı iki katına çıkarma yetkisi de tanında. Bu durumda söz konusu üst sınırı 60 hektar kabul etmek yerinde olur. Tabii bir de karşılıklılık ilkesi kaldırıldı; yani bu toprağı satın alan kişi ya da kuruluşun ülkesinin bizim vatandaş ya da şirketlerimize aynı hakkı tanıması koşulu aranmıyor artık.

Bu yasanın çıkmasının ardından karşılaştığımız tablo da ilginç:

Cumhuriyetin kurulduğu 1923 yılından 2002 yılına kadar yabancılara satılan toplam tarım arazisi miktarı  resmi verilere göre 11 milyon metrekare. 

2003-2012 yılları arasında yabancılara satılan toprak miktarı 90 milyon metrekare.
Sadece 2012 yılında yasanın çıktığı 18 Mayıs’tan Kasım ayına kadar satılan tarım topraklarının büyüklüğü ise yaklaşık 6 milyon metrekare…

Yani son on yıllık dönemde satılan toprak miktarı daha önceki yaklaşık 80 yıllık dönemin on katına yakın.

Rakamlar, topraklarımızın mülkiyet hakkının adeta bir çığ gibi elimizden çıkmakta olduğunu gösteriyor.

Ve rakamlar bu artışın hızlanarak devam edeceğini gösteriyor.

‘Peki bunun ne zararı var?’ derseniz, şunu hatırlamakta yarar var. Cumhuriyetimizin kurulmasından önce  ülkemizin en verimli ovalarındaki en değerli toprakların büyük bir bölümü doğrudan yabancıların eline geçmişti. Bu nedenle bu toprakların kullanımı, yetiştirilecek tarım ürünlerinin belirlenmesi hakkı ve benzeri haklar tümüyle yabancılara ait hale gelmişti. Bu hakkı geri almak için Lozan’da çok büyük mücadeleler verildiğini de biliyoruz.

Şimdi bu durumda şu soru aklımıza geliyor. Acaba kim yanlış yaptı?

Tarım topraklarımı tehdit eden bir başka husus ise son çıkarılan Büyükşehir Yasası…

Tarım topraklarının amaç dışı kullanımını düzenleyen 5403 Sayılı Kanuna göre mutlak tarım arazileri, özel ürün arazileri, dikili tarım arazileri ile sulu tarım arazileri tarımsal üretim amacı dışında kullanılamamaktadır. Ancak,
Doğal afet sonrasında geçici yerleşim ihtiyacı, petrol ve doğal gaz arama ve işletme faaliyetleri, ilgili bakanlık tarafından kamu yararı kararı alınmış madencilik faaliyetleri ve Bakanlıklarca kamu yararı kararı alınmış plân ve yatırımlar, ‘alternatif alan bulunmaması ve Toprak Koruma Kurulu'nun uygun görmesi şartıyla’ tarım dışı kullanıma tahsis edilebilmektedir.

Son çıkarılan Büyükşehir Yasası ile yaklaşık 16 bin köyün tüzel kişiliği kaldırılmaktadır. Dolayısıyla bu köylerin kullanım alanları içinde bulunan tarım toprakları, kıyı alanları, meralar Büyük kent belediyelerinin hazırladığı plan ve yatırımlar uyarınca ya ilgili prosedür izlenerek, başka bir deyişle ‘kılıfına uydurularak’ tarım dışı amaçlarla kullanıma açılacak ya da Büyükşehir Belediyeleri ile ilgili kurullar arasında ihtilaflı hale gelecektir.

Tarım toprakları ile ilgili önemli bir husus da tarım arazilerinin parçalanması ve düşük verimle kullanılması sorunudur.

Mülkiyetin intikali sırasında her kuşakta biraz daha parçalanan topraklar, bir süre sonra hem işletme verimliliği açısından optimum olmayan hem de parçalı bir karakter almaktadır. Ayrıca bu tür topraklara sulama hizmeti başta olmak üzere diğer hizmetlerin götürülmesinde önemli aksaklıklar yaşanmaktadır.

Bunun çaresi de tarım arazilerinin toplulaştırılmasıdır.

Bu alanda diğer alanlarda yaşananların tersine olumlu bir süreç yaşanmaktadır.

Türkiye’de toplulaştırılması öngörülen 22 milyon parsel aşırı bölünmüş parsel var. Şu anda toplulaştırılması öngörülen alan 14 milyon hektar olarak hesaplanıyor. Bunların toplulaştırılması için 1961 yılından başlayarak çabalar harcanıyor.

O tarihten itibaren yaklaşık 40 yılda yalnızca 450 bin hektar arazi toplulaştırılabilmiş. Son on yılda 3 milyon hektar alan toplulaştırıldı. Bu yöndeki çalışmaları olumlu görüyor ve destekliyoruz.

Makine ve insan gücünün verimli kullanımından, sulama oranının artmasından 2.5 milyar TL, sulama yatırımlarından ise 9 milyar TL kazanç  kazanç sağlanmış bulunmaktadır.

Toplulaştırma sürecinin hızlanarak devam etmesi için medeni kanunun gözden geçirilmesi ve bir çok ülkede olduğu gibi tarım işletmelerinin miras yoluyla parçalanmasını önleyecek hükümlerin bu yasaya eklenmesinin büyük önemi vardır.

Sonuç olarak: Tarım topraklarımız toplulaştırma yönünden elde edilen bazı kazançlar dışında amaç dışı kullanımın artması ve yabancılara satış açısından olumsuz etkenlerle karşı karşıyadır.

Ekilebilir tarım arazilerinin bir bölümü ise çiftçilerimizin son yıllarda girdi maliyetlerindeki artışa karşın üretim fiyatlarının düşük kalmasından kaynaklanan nedenlerle ekilmemektedir.

İbrahim YETKİN

Türkiye Ziraatçılar Derneği

Genel Başkanı